Blog

www.aymansanliturk.com

Trakya biraz esiyor.  (at Kardelen Düğün Salonu)

Trakya biraz esiyor. (at Kardelen Düğün Salonu)

Tekirdağ’da gelinle görüşmeden düğün öncesi minik bir gelinle karşılaştım.  (at Yenice, Tekirdağ, Turkey)

Tekirdağ’da gelinle görüşmeden düğün öncesi minik bir gelinle karşılaştım. (at Yenice, Tekirdağ, Turkey)

Yemin ediyorum gerizekalı bu hayvan. Mamasını, suyunuda eksik etmedik halbuki.

Yemin ediyorum gerizekalı bu hayvan. Mamasını, suyunuda eksik etmedik halbuki.

Deniz Can Çelik

Çok sevgili arkadaşım Deniz Can beni çizmiş. Fotoğrafın orjinalini aşağıda bulabilirsiniz. Deniz Can’ın diğer işlerine şuradan ulaşabilirsiniz. Kim bilir belki siz de benim kadar şanslı olursunuz onun çizimleri veya fotoğraflarında olmak için.

http://instagram.com/dcancelik



Çok şanslıyım böyle güzel dostlara sahip olduğum için. Ellerine sağlık dostum, en değerli anımı böyle güzel çizdin ve beni çok duygulandırdın @dcancelik sevgiler.

Çok şanslıyım böyle güzel dostlara sahip olduğum için. Ellerine sağlık dostum, en değerli anımı böyle güzel çizdin ve beni çok duygulandırdın @dcancelik sevgiler.

Günaydın canım, gel uzan yanıma şöyle.

Günaydın canım, gel uzan yanıma şöyle.

Haksızlığa karşı direniş her dilde, dinde, ırkta, coğrafyada, kalpte, beyinde. Yeterki kalbi temiz, beyni güzel olsun. Blog yazısı ile tüm fotoğrafları bi araya topladım belki görmemiş olabilirsiniz. Link paylaşsam bile çıkmıyor dolayısıyla profilimde olan siteye girince ilk çıkan şey fotoğraflar sonra çok gezi yazısı olmasa dahi minik bir analiz. Umarım benim kadar sizlerde sevmişsinizdir bu bir haftalık gezimi ^^

Haksızlığa karşı direniş her dilde, dinde, ırkta, coğrafyada, kalpte, beyinde. Yeterki kalbi temiz, beyni güzel olsun. Blog yazısı ile tüm fotoğrafları bi araya topladım belki görmemiş olabilirsiniz. Link paylaşsam bile çıkmıyor dolayısıyla profilimde olan siteye girince ilk çıkan şey fotoğraflar sonra çok gezi yazısı olmasa dahi minik bir analiz. Umarım benim kadar sizlerde sevmişsinizdir bu bir haftalık gezimi ^^

Gerçekten çok içten bakıyorsun oğlum.

Gerçekten çok içten bakıyorsun oğlum.

İtalya Günlüğü

Bildiğiniz üzere uzun bir süredir ertelediğim İtalya gezi yazımı artık yayınlamak istiyorum. Bu konuda hem tembelim hem de oldukça üşeniyorum. Hatta size olayları tarihi bilgiler vermeksizin genel olarak aktaracağım eğer bunları tarih, yer bilgisine göre okumak isterseniz size kardeşimin bloğuna en aşağıda link veririm oradan takip edersiniz. Zira Merve bunları şehirlere göre ve aldığı notlar ile mekanlara göre ayırmış durumda. Fotoğraf altı yazılarınıda yapmayacağım genel bir betimleme üzerine konsantre olup daha sonra fotoğrafları sıralarım diye düşündüm. Benim gezilere bakış açım biraz farklı, ondan ötürü şimdiden hazır olun.

Açıkçası gitmeden önce çok istekli olmadığımı belki bir kaç ortamda dile getirmiş olabilirim. Sizler için zaman farklı geçmiş olabilir ama neredeyse 1 yıl oldu Sedefimi kaybedeli ve hayat dışarıdan iyi görünse dahi içerde çok eğlenceli geçmiyor. Bir şekilde nefes alınıyor, bir şekilde gülünüyor, bir şekilde hayat devam ediyor. Çok karmaşık duygular ile gittiğimden ötürü hiç heyecanlı değildim. Muhtemelen kardeşim olduğu için Merve bunu önceden hissetmiş olabilir, ancak ben olabildiğince renk vermemeye çalıştım. Ki bu emin olun Şanlıtürk olarak çok zor. Her neyse gece yarısı uçağımıza herhangi bir rötar olmadan bindik, gideceğimiz rotayı Merve belirlemişti zaten. Tüm her şeyi planladığı gibi. Tahmin edebileceğiniz gibi her an aklımda Sedef var benim, kim aksini iddia ederse büyük hayal görmüş olur. Bu azalan bir olgu olmadığı için her şeye nüfus ederek devam ediyor. Uçağa bindik, ben Mustafa’nın uçak korkusundan bihaberdim ama güzel geçirdik yine de (: herkes uyudu maşallah, ben kafamda tilkiler dönüp durdu, aklıma Sedef ile yaptığımız günübirlik Bodrum uçuşu geldi, Adana’ya gidişimiz geldi. Geldi oğlu geldi sonra zaten uyuyamadım, uyudukları fotoğraflar var ama çocuklara ayıp olmasın diye paylaşmıyorum. Ucuz olsun diye Pegasus seçtik, tabi ucuz etin yahnisi hikayesi bizim başımıza da geldi. İndiğimiz havalimanı Bergamo havalimanı biraz ufak, biraz dediğime bakma KKTC’nin eski Ercan, ve bizim Şakirpaşa baya iddialı kalıyor yanında. Otobüs buluruz umuduyla araştırsak bile yolda herkesin uyuduğunu ve yerlerde yataklar yaptığını görünce anladım ben şansımız olmadığını. Sorduk ilk otobüs 04:30’da imiş, ama saat 1 daha. Ee bizim uyumamız gerek çünkü ertesi gün işlerimiz var. Sonra Milan’da otele parayı bu gece için de verdik falan diye düşünürken. Tam kaybedecek bir şeyi olmayan adam gibi fikir ürettim, dedim hadi gidiyoruz Bergamo’ya oradan tren ile geçeriz Milan’a. Dedim ama ben nereden bileyim o kadar uzak olduğunu, o meşhur 7 km gece yürüyüşünü gerçekleştirdik. TR’de herhangi bir şehirde o saatte 7 km yürür müsün derseniz, cevabım HAYIR olurdu ama neden olduğunu bilmediğim bir kuvve ile çıktık yola. Önce tabi ki ters yöne yürüdük bir süre. Çünkü internetimiz yok, GPS yok hiçbir şey yok. Sonra kasaba gibi bir yere denk geldik ve içinden geçerken açık gördüğümüz otel ışıklarında şansımızı taksi bulmak için kullandık bu arada atladım az önce, taksi sorduk biz 5 kişi için 100 EURO dediler. Evet YÜZ ÖRO dedim kafayı yediniz herhalde. Ama bunu tabi adamın yüzüne söylemedim, hatta kadındı bunu söyleyen hehe. Neyse çok tatlı İtalyan otel sahibi bizim için hiç İngilizce bilmese dahi denedi aradı sordu ancak 110 EURO cevabı aldı, dedim gençler ilerledikçe 10 EURO artıyor tabana kuvvet. Yolda nelerle karşılaşmadık ki ama genelde bizim gibi 3. Dünya vatandaşları, muhtemelen çalışmaktan dönüyorlardı. Ve bir de ceylan sürüsü, evet çok garip olsa da gördük (: 7 km yürüdükten sonra, artık takatimiz kalmadığı anda ulaştık ve ilk tren ile Milan’a geçtik. Milan’a ulaşınca polislere yol sorduk 7 durak ötede olduğunu öğrendik gideceğimiz yeri, oraya da gittik anasını satayım. Sonra çıkınca istasyondan sorduk birilerine amca o kadar güzel anlattı ki helal olsun (: Otele vardığımızda 3 saatimiz vardı uyumak için, gün kısıtlı biz gezenti olunca. Neyse başladık biz gezmeye, şimdi yerler çok mühim değil çünkü isimleri hatırlamıyorum ahahaha onları Merve’nin yazısında okursunuz dilerseniz.

Bu arada bu yazıyı Türkçe pop dinleyerek yazıyorum, tehlikenin farkında mısınız? Milan gayet lüks, gayet şık giyinen insanların oluşturduğu bir yer. Modanın başkenti bıdısı yapmayacağım ben anlamıyorum modadan. Ama gördüğüm üzere koca bir Nişantaşı burası ahaha, tarihi mekanları çok fazla değil çoğu kişi sevmiyor TR’den giden. Ama ben şahsen en çok burayı sevdim, turist az olduğu için olabilir. Turist olupta turistten rahatsız olan bir tek benim sanırım. Ama TR’de turistlerin gereksiz yoğunluğu olduğunu düşünüyorum zira bizim gezip görecek yerimiz İtalya ile kıyaslandığı zaman oldukça düşük. Biz koruyamamışız hiçbir harmoniyi, dokuyu, yapıyı. İkinci dünya savaşı görmüş ama şehirleri tarihi yapılar ile bezenmiş Fransa’dan sonra İtalya oldu. Avrupa hayranı değilim ama kıskandım çünkü adamlar için heykel kolunu kıracağı, üzerine işeyeceği bir şey değil. Veya türbesinin yanına TOKİ yurdu da dikmiyor. Yapmıyor yani, görselliğe önem veriyor. Zevksiz olan biziz kimse kusura bakmasın ve şahsen dinci geçinip dini yapılarına bu kadar önem veren bir ülkede gezdikten sonra gavurun kim olduğunu sorgular oldum. Hele bu adamların öğrendiklerinin %80inini Tasavvuf alimlerinden öğrendikleri aklıma geldikçe baya üzülüyorum. Resmen yürümüşler, her konuda. Her neyse hayranlığımı bizim negatif yönlerimizi sıralayarak değil fotoğraflar ile anlatmak istiyorum. Milan sonrası Pisa’ya geçtik. Tabiki de Pisa’da herkes o garip hareketleri yapıyordu fotoğraf bile çekemedim gülmekten. Oldukça fazla Türk ile karşılaştık orada, pek tabi kimse birbirini tanımıyormuş gibi yapıyor. Garip, ama öyle. Ben bu gezide en mutlu olduğum anlar tren yolculuklarıydı. Merve şimdi okuyunca üzülecek ama sanki Sedef yanımda gibiydi hatta kucağımda dışarı bakıyordu, şimdi 2 çift olunca ben hep tek kaldım ister istemez, tren yolculuklarında oturdum öyle dışarı kendi yansımama bakarken omzumda onu gördüm, hissettim işte öyle bir şey. Ne kadar özledim, nolur hadi dön gel diyor Sıla şu an. Bok vardı dedin Sıla hehe. Şimdi efkar bastı, Roma’da koca bir Sultanahmet idi, güzeldi dolaştık çok yürüdük demek istiyorum. Sanırım bu yazıyı erken bitireceğim, 7 günde 100 km yürümüşüz kol bandı öyle diyor. Acayip bir rakam benim ve bizim için. Genel olarak güzel ama sıcak geçti. Floransa’da tepeye çıktığımızda etrafımızda binlerce insan olmasına rağmen Merve ile ağladık bol bol, amk böyle hayatın dedik. Evet şaşırtıcı bir şekilde ben de bazen amk bu hayatın diyebiliyorum. Ama kısa bir süre için. Floransa duygusal şehir vesselam, o köprüden manzaraya bakmak muazzam bir andı. Adı dedemin adına benzeyen o köprü (:

Döndüğümüz gün İstanbul’da fırtına koptu, uçak içerisinde oturduk kalkmadan önce baya sıkıntılıydı. Sıkıldık aslında, korku, dert tasa değil de. Geçte olsa geldik, dünyayı gezmek güzel. Benim için içimde onun suretinin yansıması ve ruhunun verdiği güç ile daha da özel ve güzel. Umarım daha sık dolaşırım, şurada pek beceremediğim gezi yazısını sizlere fotoğraflar ile aktarabilirim. Fotoğraflar kronolojik sırada değildir, ve aşağıdaki linklerde Merve’nin Milan ve Floransa yazıları vardır sanırım ilerleyen günlerde Roma ile ilgili yazıda yazacaktır onu yazdığı vakit eklerim buraya. Sevgiler sizlere, gezi yazısı olmadı bu farkındayım idare edin.

Merve’nin Milan yazısı: Pardon Milano Ne Tarafta?
Merve’nin Floransa yazısı: Kalabalık Pisa, Romantik Floransa

Artık fotoğrafları toplayıp bir blog yazısı haline getirme vaktim geldi. İyi geceler herkese.

Artık fotoğrafları toplayıp bir blog yazısı haline getirme vaktim geldi. İyi geceler herkese.

Pek sevgili @yagizout o güzel yeteneğini benim geniş çenem üzerinde denemiş. Ellerin dert görmesin dostum. Ona yagizyilmaz.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Pek sevgili @yagizout o güzel yeteneğini benim geniş çenem üzerinde denemiş. Ellerin dert görmesin dostum. Ona yagizyilmaz.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Uyumadan önce güzel bir anı paylaşayım dedim. Herkese iyi geceler.

Uyumadan önce güzel bir anı paylaşayım dedim. Herkese iyi geceler.

Ne zamandır paylaşayım diyordum, kısmet bugüne imiş. Bu yazıyı pek değerli insan @benyazarken yazmış. Sevgiler ona. “Dünyanın en güzel kadınıyla tanıştım. Çünkü dünyanın en güzel aşkına sahip. Saçlarının her teli,elmacık kemikleri,ağzı,gözleri o kadar pırıl pırıl ki. Ben hiçbir zaman böyle güzel gülemedim. Ve bir kediyi asla böyle güzel okşayamadım ben. Böyle güzel dağılmadı saçım rüzgarda. Ben böyle güzel hiç olmadım. Sadece fotoğraflarından tanıyorum güzel kadını. Bir gün karşılaştığımızda ona sıkı sıkı sarılıp iyiki varsın diyeceğim. Çünkü gerçekten iyiki var. Hala var,biliyorum. Görmeme gerek kalmadan onu tanıyorum. Çok imreniyorum. Çünkü hala onun yüzüğünü taşıyan bir adam var dünya üzerinde. Ve her gün onun için gezen,gören,gülen,güldüren bir adam. Her gittiği yere kalbinde onu da götüren. Onu anlatırken heyecanlanan bir adam. Sevdiği kadını asla terk etmeyen bir adam var. İşte bu yüzden dünyanın en güzel kadını o. En güzel ellere ve kalbe sahip kadını. Bir gün tanıştığımızda belki birer sigara yakıcaz karşılıklı ve ben ona bensizken neler yaptığını sorucam. Kahkahasını ilk kez duyucam. Ve miniklerini ilk kez görücem. Lütfen beni sevsin lütfen lütfen diye dua edicem içimden. Onu çok sevicem,seviyorum. İyiki varsın Sedef,gerçekten varsın.”

Ne zamandır paylaşayım diyordum, kısmet bugüne imiş. Bu yazıyı pek değerli insan @benyazarken yazmış. Sevgiler ona. “Dünyanın en güzel kadınıyla tanıştım. Çünkü dünyanın en güzel aşkına sahip. Saçlarının her teli,elmacık kemikleri,ağzı,gözleri o kadar pırıl pırıl ki. Ben hiçbir zaman böyle güzel gülemedim. Ve bir kediyi asla böyle güzel okşayamadım ben. Böyle güzel dağılmadı saçım rüzgarda. Ben böyle güzel hiç olmadım. Sadece fotoğraflarından tanıyorum güzel kadını. Bir gün karşılaştığımızda ona sıkı sıkı sarılıp iyiki varsın diyeceğim. Çünkü gerçekten iyiki var. Hala var,biliyorum. Görmeme gerek kalmadan onu tanıyorum. Çok imreniyorum. Çünkü hala onun yüzüğünü taşıyan bir adam var dünya üzerinde. Ve her gün onun için gezen,gören,gülen,güldüren bir adam. Her gittiği yere kalbinde onu da götüren. Onu anlatırken heyecanlanan bir adam. Sevdiği kadını asla terk etmeyen bir adam var. İşte bu yüzden dünyanın en güzel kadını o. En güzel ellere ve kalbe sahip kadını. Bir gün tanıştığımızda belki birer sigara yakıcaz karşılıklı ve ben ona bensizken neler yaptığını sorucam. Kahkahasını ilk kez duyucam. Ve miniklerini ilk kez görücem. Lütfen beni sevsin lütfen lütfen diye dua edicem içimden. Onu çok sevicem,seviyorum. İyiki varsın Sedef,gerçekten varsın.”

Otel odasına gitmeden önce son görünen muhtemelen çok ilgi görmemiş ama sinematografisi ile eleştirmenleri etkileyen doğu avrupa festival film sahnesi.

Otel odasına gitmeden önce son görünen muhtemelen çok ilgi görmemiş ama sinematografisi ile eleştirmenleri etkileyen doğu avrupa festival film sahnesi.